|
2006 yılında tüm mecralarda
yapılan reklam yatırımları 2.7 milyar YTL, toplam hacim ise 3.7
milyar YTL idi. 2007 yılında bu rakamların 3.3 milyar ve 4.3
milyar YTL'ye ulaşması bekleniyor. Tahminlere göre Türkiye'de
reklam sektörü 2 milyar dolar civarında. Türkiye'de kişi başına
reklam harcaması 17.9 dolar iken, bu rakam Almanya'da 243 dolar,
fransa'da 206 dolar. Reklam harcamalarının büyüme oranlarında
ise Avrupa Birliği ülkeleri arasında Türkiye %20.9 ile birinci
sırada. Almanya'da %1.8, Fransa'da ise %3.3 büyüme oranı
yaşandı.
Reklam sektörü hacimsel büyümesini sürdürürken reklamveren
şirketlerin sayısı da hızla artıyor. 2006 yılında reklam yapmaya
başlayan marka sayısında %42 civarında hızlı bir artış
gerçekleşti. Bulundukları bölgede köklü ve kaliteli üretim yapan
şirketler doğru reklam stratejisi ile bir üst lige çıkabiliyor.
Cirosunun %30'unu ulusal reklama ayırarak cirosunu %500 arttıran
şirket örnekleri vermek mümkün. Yerel platformda yıllardır
rekabet ettiği şirketin bir anda büyük mecralarda reklam
verdiğini gören rakip şirketler de belki ilk kez reklam vermeyi
düşünebiliyor, hatta rakiplerinden cesaret alıp reklamverenler
arasına katılabiliyorlar.
Türkiye'de işletmelerin önemli bir bölümü hala KOBİ statüsünde.
Sayıları 40bini aşan KOBİ'ler, tüm işletmelerin %99.8'ini
oluşturuyor ve Türk ekonomisinin itici gücü olmalarına rağmen
yeterli sayıda marka sahibi reklamveren yok.
Tarife fiyat üzerinden bakıldığında ilk 10-15 reklamveren,
yatırımların yaklaşık %40'ını gerçekleştiriyor. İlk 10'da ise
6reklamveren küresel marka olarak göze çarpıyor. Bu durum yerel
markalarımızın cesaretlendirilmesi gerekliliğini ortaya koyuyor.
Türkiye'de reklamcılık, 90lı yıllara kadar bireysel
yatırımcıların girişimleri üzerine yapılandı. Onlar, sektörde
ajans açığı gördüler ve reklam ajansları kurdular. Böylece belli
belirsiz bir reklam sektörü oluştu, 1920lerden günümüze kadar.
Ancak, özellikle 80li yıllarda, yabancı yatırımcıların
Türkiye'deki marka yatırımları artınca (o zamanlar marka
yatırımı, Türkiye’de üretmek değil, Türkiye’ye ihraç etmekti),
reklam sektöründeki durum da değişmeye başladı...
Çünkü bu yatırımcılarla birlikte, yabancı reklam ajansları da
Türkiye'ye gelmeye başladılar.
Nasıl mı? Önce, Türkiye'deki yerel reklam ajansları ile ortaklık
kurarak. Ardından onların hisselerinin çoğunu veya tamamını
alarak ve en sonunda da kendi şubelerini açarak, yani direkt
olarak.
Tüm sektörde son yıllarda bir başarı düşüşü yaşanıyor.
Yurtdışında da bugüne kadar sürekli olmayan tek tük başarılara
imza atan kişiler var. Bu başarılar hiçbir zaman sürekli olmadı
ve asla da kurumsal bir kimlik kazanmadı. Bu nedenle yurtdışında
bir "Türk Reklam Yaratıcılığı" kavramından söz edemiyoruz. Hele
hele Türk reklam yaratıcılığının bir marka değerinden hiç...
Yazı boyunca hep "sektör" diyorum ama Türkiye'de reklamcılık
hala bir sektör olabilmiş değildir. Ticaret odalarında bir odası
bile yok. Hala, bir tabela yapımcısı ile reklam ajansı aynı
kefeye konuyor. Medya, ajansları atlatıp reklamverenlere daha
düşük fiyat veriyor. Strateji yerine kişisel ilişkiler, ajansın
müşteri portföyünün oluşmasını sağlayan en önemli etken olmaya
devam ediyor. Reklam ajansları içinde de bir takım sorunlar var.
Bunların en büyüğü de reklam ajansı yöneticileri ile reklam
yaratıcılarının birbirine güvenlerinin olmaması. Bu biraz da
baştan beri sözünü ettiğim, sektör olamamaktan kaynaklanan bir
özgüven eksikliğinden de doğuyor. Çünkü, reklam ajansı
yöneticileri, yaptıkları işe güvenemiyorlar. Dolayısıyla da o
işi yapan kendi reklam yaratıcılarına. Reklam sektörünün bel
kemiği olan reklam yaratıcılarının ise iş güvenliği neredeyse
yok. Bu ortamda taraflar nasıl olur da doğru işler çıkarır.
Zararın neresinden dönülse kârdır. Artık, reklam ajansı
yöneticileri ve reklam yaratıcıları birbirlerine karşı taraf
değil, tek tarafta yer almalıdırlar.
Bir alanda gelişmenin koşulu, o alanın bir sektör
oluşturmasıdır. O alan, bir sektör haline geldiğinde, alt ve üst
yapıları da kendiliğinden oluşur veya sektör alt ve üst
yapılarını hemen yaratır. Ancak durum Türkiye'de tam tersini
gösteriyor. Mevcut reklam sektörü(?) alt ve üst yapılarını yavaş
yavaş yokediyor. Bunların içinde reklam yaratıcıları ve direkt
olarak da reklam yaratıcılığı var. Daha sektörün net bir yasası
yok. Belli maddeler var. Onlar da hep kısıtlamalarla ilgili.
Telif hakları nerede? İlgili diğer yasalar? Yönetmelik ve
tüzükler?
Bunun nedeni "ne" diye herkes düşünüyor ama cevaplamaya korkuyor
sanırım. Nedeni aslında çok açık. Yukarıda anlattığım reklam
sektörünün gelişiminde saklı. Türk reklam yaratıcılığı yok
oluyor, neden mi?
Çünkü, yabancı markalar artık, Türk reklamcılarına reklam
yaptırmıyorlar. Sıralayalım.
- Reklamlar yurtdışından getirilip, burada adaptasyon yapılıyor
veya hiç değiştirilmeden Türkçeleştirilip yayınlanıyor.
Dolayısıyla, Türk reklam yaratıcılarından yeni işler çıkmıyor.
- Türk reklam sektörünün oluşması gerekirken, son yıllarda
yabancı (ben buna “lejyoner reklamcılar” diyorum) reklam sektörü
oluşuyor. Böylece bir "Türk Reklamcılık Sistemi", “Türk
Reklamcılık Sektörü”, "Türk Reklamcılık Geleneği" ve "Türk
Reklamcılık Tarzı" oluşmuyor.
- Türkiye'deki reklam ajanslarında yabancı reklamcılar da
çalışmaya başladığından beri, Türk reklamcılarına ihtiyaç
kalmıyor. Yeni reklamcıların yetişmesi olanaksızlaşıyor.
- Türkiye'ye gelen yabancı reklam ajansları, Türkiye'deki ilgili
üniversiteleri kurumsal olarak desteklemedikleri (bilgi
aktarımı, staj, öğrenci değişimini teşvik gibi) için okulların
bir anlamı kalmıyor.
- Reklamcılığı bugüne getiren reklamcılar birer birer sektörden
çekiliyor. Çekilirken de yerlerini yeni Türk reklamcılarına
bırakmak yerine, ajanslarını yabancılara devrediyorlar. Yakında
Türk reklam ajansı kalmayacak.
- Hemen her sektörde yaşanan, "yurtdışı bilgilerin daha geçerli
sayılması geleneği" sürüyor. Ülkemizde, uluslararası konumda
onlarca iletişimci varken, yurtdışından gelen danışmanlara
nedense daha çok güveniliyor. Onların sözü geçerli sayılıyor.
Aynı şeyleri Türk iletişimcileri söyleyince dikkate alınmıyor.
Bu durum tasarım aşamasında da sürüyor. Bazı yerli markalar
kurumsal kimliklerini binlerce dolar vererek yurtdışında
yaptırıyorlar.
- Tüm bu tutumlar, yerli reklamveren tarafına da yansıyor.
Böylece yerli reklamveren, aynı hizmete daha fazla ücret ödüyor
ve reklamcılar çok kazanıyor mantığı kafalara iyice yerleşiyor.
Yabancı reklam ajanslarının bazıları, Türkiye’de araştırma
yapmadan, Türk tüketicilerini kendi eşlemeleri ile başka bir
ülkenin tüketicileri ile karşılaştırıyor ve çalışmalarını bu
taban üzerinde yapıyorlar. Meksika’daki bir adamla bizim
Kars’taki adamı eşleştirip, aynı mantıkla çikolata satmaya
çalışıyorlar. Baştan yanlış bir iş. ( Bülent Fidan - MS
Reklam )
|