|
Reklamın Etkileri
Reklamlar gündelik yaşantımızın adeta bir parçası durumuna
gelmişlerdir. Bu durum, reklamın, ekonomik, toplumsal etkileri
ve yararlı olup olmadığı tartışmalarını da beraberinde
getirmiştir. Reklam üzerindeki bu tartışmalara
ekonomistler, işletmeciler, pazarlamacılar, reklamcılar vb. yanı
sıra siyasetçiler, tüketiciler, sosyologlar, psikologlar, tıp
adamları vb.nin de katıldıkları görülmektedir. Sonuçta da
reklamın denetlenmesi, sınırlandırılması ve hatta zaman zaman
yasaklanması dahi söz konusu olabilmektedir.
Reklam yoluyla insanların doğal arzularının tahrip
edildiği, gereksinim duymadıkları şeyleri satın almaya
yönlendirildikleri, gereksinim duydukları ürünler hakkında ise
yanlış bilgilendirildikleri, duygularıyla oynandığı, reklam
bombardımanıyla bıkkınlık yaratıldığı, ekonomik kaynakların boşa
harcandığı, reklamın maliyetleri arttırdığı ve dolayısıyla fiyat
artışlarına neden olduğu, ağır reklam giderleri nedeniyle yeni
işletmelerin pazara girme özgürlüklerinin engellendiği ve
taraflı reklamlarla belli marka ürünlere bağımlılık yaratılarak
rekabete yer vermeyen pazar durumları sonucu tekelleşme
yaratıldığı vb. ileri sürülmektedir. Buna karşılık reklamın
talep yaratarak ve var olan talebi arttırarak üretim artışına
neden olduğu, ve bunun bir sonucu olarak da istihdamın ve refah
düzeyinin yükselmesine, diğer bir sonucu olarak birim
maliyetlerini düşürerek ve rekabet ortamını canlandırarak fiyat
indirimlerine yol açtığı, yeniliklerin çoğalmasına, ürün
türlerinin artmasına, kalitenin yükselmesine katkıda bulunduğu,
tüketicilere çeşitli alternatifler arasından seçim yapma olanağı
verdiği, bilgilendirici ve eğlendirici olduğu da bir gerçektir.
Reklama getirilen en önemli eleştirilerden biri de sosyal
gruplar arasında kıskançlık yarattığı ve bu kıskançlığı
körüklediğidir. İşsiz ve dar gelirli insan sayısının yüksek
olduğu ülkemizde lüks tüketim mallarının reklamlarının yapılması
toplumsal açıdan sakıncalı bulunmaktadır. Oysa bu tür ürünlerin
reklamı yapılsın ya da yapılmasın sosyal gruplar arasındaki
farklılıklar her zaman olacaktır. Bunun yanı sıra reklamın
sosyal gruplar arası refah farkını azaltıcı etkileri olduğu da
yadsınamaz bir gerçektir.
Reklamın kültürü ve dili yozlaştırdığı, çocukları olumsuz yönde
etkileyerek gerçekte gereksinimleri olmayan ürünlere yönelttiği,
anne ve babaları zor durumda bıraktığı, kötü beslenme
alışkanlıkları yaratarak sağlıklarını bozduğu, onların doğal
saflıklarını ve bağlılık duygularını istismar ettiği, reklamda
kadın unsurunun ise ya sadece cinsel obje ya da ev hanımı
şeklinde kullanıldığı, ev işinden başka bir şeyden anlamayan
bireyler olarak sunuldukları da ileri sürülmektedir. Bu tür
eleştirilere karşılık olarak reklamcılar da kendilerini şöyle
savunmaktadırlar; reklam ana işlevi gereği anlaşılır olmak
zorundadır. Bu nedenle reklamda halkın konuştuğu dile yer
verilmelidir. Reklamdaki kelime oyunları ise, reklamı canlı ve
eğlendirici kılma amacıyla yapılmaktadır. Çocukların reklamdan
etkilenmeleri ise kısa süreli ve geçicidir. Çocuklar
reklamlardan çok yaşıtlarından, mağaza vitrinlerinden, market
raflarındaki çekici ambalajlı ürünlerden vb. etkilenmektedirler
ve çevrelerindeki büyüklere, aile bireylerine özenme çocuklarda
istek yaratan unsurlardır. Çocukları istismar etmeye yönelik
reklamlar zaten bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli
düzenlemelerle denetim altındadır. Çocukların beslenme
alışkanlıkları ile ilgili esas sorun ise, reklama değil aileye
ve eğitim sistemine aittir. Reklamda kadın unsurunun
kullanılması ise, özellikle tüketim ürünlerinin satın
alınmasında marka tercihini ve alış verişi yapanın ev kadını
olmasından kaynaklanır.
Reklam yararlıdır ya da zararlıdır diye kesin bir yargıya
varmak yanlıştır. Bu durum adam öldürdü diye katili değil,
silahı yargılamaya benzer. Çünkü reklam bir araçtır ve onu iyiye
ya da kötüye kullanmak bizlerin elindedir. Uyuşturucu ile
mücadele, aile planlaması, trafik eğitimi, çevre temizliği,
okuma alışkanlığı vb. pek çok sosyal kampanyanın başarıya
ulaşmasında reklamın ne kadar önemli bir rol oynadığı göz ardı
edilmemelidir. O halde reklamcı ekonomik sorumluluğunun yanı
sıra toplumsal sorumluluğun da bilincine vararak, mesleğine
saygınlık kazandırmak ve bunu devam ettirmek üzere uzun vadede
toplumun yaşam kalitesini yükseltici yönde uğraş vermelidir.
Bunu yaparken de toplum koşullarına uygun, çağdaş toplumsal ve
ahlaki sorumluluk düşüncesi geliştirmesi ve uygulaması
kaçınılmaz olacaktır.
|